Yakın tarihi okurken, sadece bize özgü ve gayrihtiyari oluşan bir siyasi jargonumuz olduğunu farketmişsinizdir. Birçok siyasi hadisenin kendine has, şiirsel bir ismi vardır. Bu durum genellikle, basının ve yazarların hem tarihe not düşme içgüdüsü hem de olayı en kısa yoldan hatırlatma istekleri yüzünden ortaya çıktığını tahmin ediyorum.
Misal, cumhuriyet devrimi sonrası sırf “muhalif” oldukları için sürgün edilen 150 kişiye yüzellilikler denir. 100 bin sivilin öldüğü tahmin edilen bir Dersim Harekâtımız var. Daha daha da eskiye gidersek, bir Vaka-i Hayriyemiz var.
Fakat geleceğe günümüzden böyle mimler götüremeyeceğiz. Şuan büyük medya şirketleri ve görece popüler yazarlar sorumluluklarını önemsemiyorlar. Daha da kötüsü sorgulayıcı ve vicdan sahibi değiller. Ne tarih, ne siyaset ne de gazetecilik umurlarında. Budala kesimi, boş beleş cümlelerle haybeye şişirmekten başka bir bok yapmıyorlar. Bu tercih değil basiretsizlik örneği. Zira Sibel Can’ın boşanmalarını bile mimlemeyi beceremiyorlar.
Sırf günü kurtarma gayeleri yüzünden, spor sayfalarında One Minute manşetleri gördük olduk.
ve artık açılım kelimesinden nefret ediyoruz.
“Youtube Açılımı, Sezen Aksu Açılımı, Christop Daum Açılımı, Bolt Açılımı, Alfabe Açılımı …”
Durum öyle bir raddeye geldi ki. Bu memlekette bir süre sonra herşeyden nefret etmeye başlıyoruz.
Nefretle büyüyoruz.
İflah olur muyuz?.. Bilmiyorum.