siradan kirec onleyici

Kiwi bir kuş türü. Sadece elin Yeni Zelanda’sında yaşadığından mıdır nedir pek kıymete değer görülmemiştir. Şu üç günlük dünyada belki de peygamber devesinden (hani şu çiftleşme sonrası dişinin erkeği yediği çılgın yaratıklar) sonraki en bahtsız, en mahsun, en “türk filmi” hayvandır. Uçamıyor; çünkü kanadı yok. Fakat kendisi bir kuş. Penguenlerin, tavukların hatta devekuş’larının bile iyi kötü bir çift kanadı varken üstelik. Resmen hayattan muzdaripler.

İşte o bahtsız kiwilerden birinin hikayesi bu video. Animasyonun yapımcısı ne düşünmüştür bilemiyorum ama bence bu hikayenin altmetni şu olmalı kesinlikle:

“amına koyarım ben böyle işin!

- koyduda.

her pazartesi and içip, cumaları marşa basan, camiler dolusu yemin edip, taburlarca yalan söyleyen, bu toprakta bu ağaç kuruyacaktır elbet.

yılmaz erdoğan

fevkalade normal

Sayısal lotoda 1-2-3-4-5-6 sonucunun, diğer 14 milyon sonuçla eşit ihtimalde olması fena hâlde canımı sıkıyor. Hayatı fevkalade normal kılıyor bu durum. Hevesim kaçıyor. Sinirlerim bozuluyor.

Esasında, hayatı yorumlamak sıkıntı yaratıyor çoğu zaman. Matematiğe tapan ben, matematikten razı olamıyorum misal. Basite indirgeyince herşeyi; tılsımı kayboluyor her işin.

Kafayı evde bırakmak istiyor insan bazen. Dışarda bir sürü allah var. (*) Birine tapmak istiyor.

zamana ayraç koymak

Yakın tarihi okurken, sadece bize özgü ve gayrihtiyari oluşan bir siyasi jargonumuz olduğunu farketmişsinizdir. Birçok siyasi hadisenin kendine has, şiirsel bir ismi vardır. Bu durum genellikle, basının ve yazarların hem tarihe not düşme içgüdüsü hem de olayı en kısa yoldan hatırlatma istekleri yüzünden ortaya çıktığını tahmin ediyorum.

Misal, cumhuriyet devrimi sonrası sırf “muhalif” oldukları için sürgün edilen 150 kişiye yüzellilikler denir. 100 bin sivilin öldüğü tahmin edilen bir Dersim Harekâtımız var. Daha daha da eskiye gidersek, bir Vaka-i Hayriyemiz var.

Fakat geleceğe günümüzden böyle mimler götüremeyeceğiz. Şuan büyük medya şirketleri ve görece popüler yazarlar sorumluluklarını önemsemiyorlar. Daha da kötüsü sorgulayıcı ve vicdan sahibi değiller. Ne tarih, ne siyaset ne de gazetecilik umurlarında. Budala kesimi, boş beleş cümlelerle haybeye şişirmekten başka bir bok yapmıyorlar. Bu tercih değil basiretsizlik örneği. Zira Sibel Can’ın boşanmalarını bile mimlemeyi beceremiyorlar.

Sırf günü kurtarma gayeleri yüzünden, spor sayfalarında One Minute manşetleri gördük olduk.

ve artık açılım kelimesinden nefret ediyoruz.

“Youtube Açılımı, Sezen Aksu Açılımı, Christop Daum Açılımı, Bolt Açılımı, Alfabe Açılımı …”

Durum öyle bir raddeye geldi ki. Bu memlekette bir süre sonra herşeyden nefret etmeye başlıyoruz.

Nefretle büyüyoruz.

İflah olur muyuz?.. Bilmiyorum.

jeton

Bugün knorr hazır çorba ile hazırladığım 4 kişilik çorbayı tek başıma içerken, bazı tutum ve davranışlarımızı, tam tersini yeğlememize rağmen; değer verdiğimiz insanların düşünceleri ışığında eyleme döktüğümüzü farkettim. Sigaranın saygıyla bi alakası olmadığına inandığımız halde, babanın karşısında sigara içmemek gibi.

Bu durumun, saygı, örf ve mahalle baskısı üçgeninin içinde, bir yerlerde olduğunu düşünüyorum. Müsait bi zamanda bulunduğu yerden çekip, çıkarmak gerek.

siz bilirsiniz, isterseniz biraz gecikiriz. gelmesine geliriz, birazcık gecikiriz. ne kadar gecikirsek o kadar iyiyiz. ben o kadar iyiyim.