garaj kapısıdır. lütfen fark etmeyiniz.
gözleri dört defa lacivertti müjgan’ın.
misal
o değil de. ergen bir civcivken bekliyordum hep. bir gün “nerden biliyorsun?” sorusuna karşılık sol kaşımı iki saniye havada asılı tutuktan sonra “bunu bilmek benim işim!” diye şöyle fors-1500 bir cevap vermeyi.
ama gelin görün ki; şöyle, kahverengi ford’un manita koltuğunda donut yiyebilecek kadar holivudvari bir işim olmadı hiç. heyhat!
hani doğru zamanda, doğru soru gelse. ömrüme nerden baksanız +6 ay eklenirdi en güzelinden.
son yüz kırk senedir işimle ilgili duyduğum en popüler soru; “ertuğrul.. site internet explorer 6’da patlıyor?” ben de gözlerimi faltaşı(?) gibi açıp; ömrü hayatımda bu soruyla ilk kez karşılaşıyormuş gibi yapıp, en tırt, en tıfıl hâlimle “hadi yaaa?” diyebiliyorum en fazla.
tabi bu saatten sonra “bunu nerden biliyorsun?” diye orta açıp, hava topuna çıkmamı beklemeyin.
afişe edilen ükteler kendini imha eder.
gece kar yağmış kirli sarı. pinokyo olsa yakılır, çok soğuk dışarısı.
gözü bozuk değil gözlük takıyor oysa. ben de trenim, üçten fazla kitap okuduysa.
bir misafirliğe gitsem, bana temiz yatak yapsalar; her şeyi, adımı bile unutup, uyusam…
anjin san, ekşisözlük
—-
yemek yiyordum bilgisayar başında. bunu görünce lokma boğazımda kaldı. inmedi kursağımdan


